HADIS KARSISINDA SORUMLULUGUMUZ  Hadisler, Resulullah'in Sünneti ve Islam uygarligimizin gelenekleri konusundatartismalar son yüz yil içinde artarak Müslüman düsünce insanlarinin gündemlerindeönemli bir yer tuttu. Islam uygarligi ve siyasi birliginin büyük bir gürültüyleçökmesi, hemen her Müslüman bölgesinde din karsiti hareketlerin iktidari elegeçirmesi, batinin teknolojik ve düsünsel araçlarinin karsisinda duracak birMüslüman fikir gücünün bulunmamasi Müslümanlari mevcut gelenegi yeniden ele almayayöneltti. Müslüman uygarligin dini geleneginin yeniden ele alinmasini iki boyuttainceleyebiliriz: yaklasim boyutu ve degerlendirme boyutu. Yaklasim boyutuyla, mevcutdüsünce hareketlerini "niyet" ve amaç ögesine göre siniflandirmakaranabilir. Dogal olarak, hem birey hem de topluluk seviyesinde, amaçlari ve niyetikestirebilmek spekülatif olacagindan, bu kistas yalnizca genel bir bakis açisi vermeklekalir. Ikinci boyut ise bakis açisinin "Müslüman uygarligin dini gelenegini"genel degerlendirmesidir. Burada da, bakis açisini üretenlerin, içinde bulunduklaritoplumun olasi bir baskisina yol açmamak için düsüncelerini kabul edilebilir dozlardaifade etmis olabileceklerini unutmamak gerekir. Temel kavramlari yerlestirmek gerekirse, Hadisler, Peygamberimizin davranis vesözlerinin aktarildigi anlatimlar, Hadis kitaplari, bunlarin derlenmesiyle olusantek-yazarli kitaplardir. Hadis kitaplari içinde yazildigi toplumun ve din bilginleriningenel begenisine göre, "sahih", "sünen" gibi derecelendirmeler alir.Hadis kitabi yazarlari, veya Muhaddisler, özellikle Hicri ikinci ve üçüncüyüzyillarda, Müslümanlarin yasadigi bölgelerde ileri gelen ailelerin üyelerinden yada ileri gelen diger Muhaddislerden Hadis toplayan ve derleyen kisilerdir. Muhaddisleraralarinda bilgi akisi sebekeleri kurmuslardi. Istisnalar hariç devletten çalismalarikarsiliginda ödenek aliyorlardi. Ayni zamanlarda gelisen akilyürütme ekolü (ehl-irey), ve neo-platonist felsefe ekolü gibi hareketlerin disinda bütünüyle Hadisleredayanan bir ekol (ehl-i hadis) teskil ediyorlardi. Resulullah'in sünneti temel kavrami (Sünnet), Müslüman uygarligimizda Hadiskavramiyla çakistirilmis olmasina karsin, farklidir. Sünnet, Kur'an-i Kerim'in anakavramlari arasinda degildir. Resulullah'in sorgusuz sualsiz izlenmesi gerektigibelirtilmesine ragmen, ebediyete kadar, her ortam ve her durumda ayni sekildeuygulanmasinin bir din emri olduguna iliskin açik bir ifade yoktur. Bunun açik bir ifadeolarak yer aldigi tek metin, Peygamberin vefatindan önceki son haccinda yaptigi VedaHutbesidir, ancak hutbenin sünnete iliskin bu en önemli cümlesinin esdenikgüvenilirlikte diger iki kaydinda "sünnet" yer almamaktadir. Dolayisiylasünnetin ne oldugu, sünnetin ne derecede baglayici oldugu, ve Kur'an'in yanindaki konumugibi konular üçüncü hicri yüzyila kadar belirginlesmedi. Bu yüzyila kadar Hadisderlemelerinin de tam gelismemis oldugu göz önüne alinmalidir. Diger yandan gelisenehl-i rey ise Hanefilerle fikih usulünde, Mutezileyle teolojide (kelam)belirginlesiyordu. Siyasi iktidarin hangi nedenle kimlerin elinde oldugu ve olmasi gerektigikonusundaki tartisma, Islami düsünce ayriliklarinda, yalnizca siyasi mücadelede degilayni zamanda kelam mezheplerinin olusmasinda da önemli rol oynamistir. Ehl-i hadis, ehl-irey, kelam gibi tartisma ortamlari Abbasi halifesi Mütevekkil'in doneminde büyükölçüde sona ermistir. Kendisinden önceki Halife Vasik'in döneminde ekoller arasidenge gözetilmeyerek, Mutezilenin resmi din anlayisinin kabul edilmesi ve bunun birölçüde halka zorla dayatilmasi sonucu, geriye dönülemez bir çatisma noktasinagelinmisti. Vasik'in ardindan gelen Halife Mütevekkil, devlet içinde tam bir ideolojikdönüs baslatarak, hapisten yeni çikan Ahmed bin Hanbel'in karsitlarini tekfir etmesi vediger Muhaddislerin destegi ile Mutezile bilginlerini idam, iskence ve hapis gibiyöntemlerle ortadan kaldirdi. Devlet ideolojisi ve yapisindaki degisiklikleri, Bizanskarsisindaki agir bozgunlar, Abbasilerin dayanagi seçkin Türk birliklerinin yenidengeleri reddetmesiyle kanli bir iç savas izledi. Bu kaos döneminden saglam çikanAhmed bin Hanbel'i izleyen Muhaddisler, kaybeden analojiye (kiyas) dayali ehl-i rey,tamamiyle ortadan kalkan da Mutezile kelam anlayisi oldu. Bu dönemin ardindan Hadis, akilyürütme ve analojinin çok daha üzerinde dinintartisilmaz temel kaynaklarindan biri haline geldi, ilgi ve çalismacilarin sayisiyükseldi. Bir buçuk asir içinde onlarca kitap yazildi, bunlardan altisi esas olarakkabul edildi; Buhari ve Müslim'in derlemeleri de "sahih" olarak adlandirildi.Buhari ve Müslim'in kitaplari da sonuçta derleme olmasina, kutsal ve vahye dayanan birözelligi bulunmamasina ragmen, günümüzdeki genel uygulamada bu kitaplarda yer alan birhadis "sahih" kabul edilir. Endülüs'lü Ibn Hazm gibi akilyürütme veanalojiyi reddeden ve yalnizca Hadisleri esas alan bir ehl-i hadis alimi bile, esas aldigiBuhari ve Müslim'deki hadisleri zaman zaman kendi anlayisina göre reddedebilmesineragmen, bu türden kritik yaklasimlar hiç bir zaman ümmetin genel anlayisinaçikmamistir. Buna ragmen Islami ilimlerde bilgisi bulunmayan siradan bir insanin bukitaplari ele almasi konusunda farkli yaklasimlar vardir. Hanefi mezhebinde Hadisleralimler için olmasina ragmen, günümüzde hizla yayilan Hanbeli mezhebinde Buhari veMüslim kutsal kitap gibi, Kur'an gibi, kullanilmakta, hadislerden süphe edilmemektedir.Günümüz Hanbelileri bu kitaplari Kur'an seviyesine yükseltecek "vahiygayri-matluv" tanimini kullanirlar. Diger yandan bati etkisiyle gelisen dindisiilahiyat çalismacilari hadislerin bütünüyle uydurma olabilecegi, ele alinmamasigerektigini, zayif olmayan destekler yardimiyla önerebilmektedirler. Bu iki asiri uç arasinda ne yapabiliriz? Eger hadisleri kaldirirsak, yalnizcaönemli kaynaklardan mahrum kalmayacak, ayni zamanda da geçmis zamandaki ilim ve kültürmirasinini kaybetmis olacak, ümmet içinde temel birligi yitirme tehlikesiylekarsilasabilme noktasina gelecegiz. Diger yandan Hadis kitaplarinin uygulmada Kur'anseviyesine çikarilmasiyla yanlis din anlayislarina girecek, akilyürütmenin asgariyeindirilmesiyle özellikle su an içinde bulundugumuz farkli dünya ve mücadele ortamiiçin bir anlayis gelistirmeden yoksun kalacagiz. Bu ikilemi asabilmek için tartismaninüzerine çikmamiz gerekir. Bu durumda hem eskinin kaybedilmeyecegi, Müslümanuygarliginin kopmayacagi, hem de akilyürütme ve içtihadin yeniden canlandirilacagi birortamin üretilmesi gerekmektedir.
Hadislere yaklasilirken bakilmasi gereken üç kistas, senedin güvenilirligi,içeriginin kabul edilirligi, sonra da anlasilarak din anlayisi içindekonumlandirilmasidir. Hadislerin kimler yoluyla geldikleri ve bunlari nakledenleringüvenirliklerini inceleyen, ardindan da belirlenen kistaslarla bunlari siniflayanMuhaddisler ellerinde bulunan olanaklar ve araçlar içinde kistas ve metodlaribelirlemislerdir. Oysa metodlar hiç bir zaman mutlak degildir. Örnek olarak Buharisaglam bir zincire sahip Hadisin senedini geçerli kabul etmesine karsin, Imam-i Azamhadisin kabul edilirligi için üç bagimsiz koldan bize aktarilmis olmasini esasalmaktaydi. Söz konusu Islam'in ikinci kaynagini sekillendirme ve derleme oldugundanyalnizca 4. asirdaki Muhaddislere birakilamaz. Hadis kitaplarinin kullandigi hammaddeelimizde oldugu sürece, baska kistaslar kullanilarak yeni derlemelerin üretilmesindedini bir engel yoktur. Bu bakis, Sünneti, hatta mevcut Hadisleri reddetme anlaminagelmeyeceginden, eskiyle aramizda bir kesilme de olmayacaktir. Hadis nakledicilerinin(raviler) sonraki iki asama da göz önüne alinarak güvenilirlik ve yanilmaolasiliklarinin arastirilmasi, nakledilen hadislerin dilbilim yöntemleri kullanilarakaktarilirken bilgi ve anlam kaybolmasina açik olup olmadiklarinin incelenmesi gibi birçok alanda yapilacak incelemelerde sened güvenilirligi ve hadisin sözcük ve ifadeyapisinin korunum derecesi konusunda olusturulacak çalisma ortaminda yeni derlemelerüretilebilir. Muhaddisler sahihlerin senedleriyle içeriklerinin degerlendirilmesini birbirindenayri tutmuslardir. Senedi tartismasiz kabul edilir olmasina ragmen içerigi bakimindanIslam anlayisi içinde görülmeyen hadisler siniflandirma disi tutulmuslardir. Ancak,senedi kabul edilebilir bir hadisin Islam'a aykiri olacagina kim karar verecektir? Buna daMuhaddisler kendi din anlayislari içinde karar vermislerdir. Kur'an ile uyusmasi, digerhadislerin geneliyle uyusmasi gibi ana kistaslarin disinda, Ehl-i Hadis ekolünündigerlerinden farkli olan teolojik yaklasimlari da ana etmenler arasindadir. Hemen hersekilde ve yönelimde senedi kabul edilebilir durumda onbinlerce hadis varsa Muhaddisinbunlari toplama disinda yaptigi sey kendi görüsüne göre ayiklamak olacaktir. Sonuçolarak çok farkli dini anlayislara göre apayri hadis kitaplari ortaya çikabilir,çimistir. Muhaddisin burada yalnizca hadis toplayan degil, aldigi bu genis seçimyetkisiyle dini de sekillendiren oldugu anlasilabilir. Bu yetkinin zamaninda tek birkisiye, bir kaç kisiye veya popüler bir grupça sirtlanilmasi, bizim bununsorumlulugundan muaf oldugumuz anlamina gelemez. Onbinlerin çok üzerindeki ayiklanmamishadis hammaddesini tekrar incelememiz, hangi kistaslarin bunlari Islam içindegördügüne karar ererek, muhtemelen daha hassas bir elekte ayiklamamiz gerekebilir. Üçüncü asama bir hadisin metin ve sened olarak kabul edilirligi üzerindemutabakat ortaya çiktiktan sonra bu hadisin din içinde yerlestirilmesi, Kur'an-iKerim'in isigi altinda anlaminin belirlenmesi, anlatim kaymalari varsa genel içeriginçikarilmasi, Resulullah'in burada söyledigi, yaptigi farkli sartlar içindeki birtopluluk veya birey açisindan neye tekabül eder sorusunun cevaplanmasi gerekir. Bunlaryapilirken, Hadisi nakledenlerin ilim seviyeleri, anlayis durumlari, Kureys Arapkullanimindaki o günün mecazlar, tesbihler, ifadeler de analitik olarak incelenerek,ifadede degisiklik yapildiysa, orijinal ifadenin yeniden yapilandirilmasi gerekebilir. Kisaca her üç asamada, ayni zamanda bu asamalarin birlirleriyle etkilesimindedaha ilerlemis yöntemler ve araçlarin kullanimindan yararlanarak, yeniden bir çalismasahasi kurulmasi gerekmektedir. Kagidin seri üretiminin olmadigi, ulasim yetersizlikleri,iletisim olanaksizliklari, bilimsel egitim alabilecek insan sayisi gibi ortamfaktörlerini göz önünde bulundurdugumuzda ilk Hicri yüzyillarin Müslüman ilimadamlari fikihtan hadise, kelamdan felsefeye her dalda inanilmaz atilimlar ve basarilargöstermislerdir. Içinde bulunduklari olanaklari günümüze oranlarsak ne yazik ki sonyüzyillar bu dönemin altinda bir dipnot olarak bile yer alamayacaktir. Ümmetinilimlerde önde gelenleri, erken Islam tarihindeki bu üstün verimli, özgüvenlialimlerini azizlestirip, insanüstü özellikler atfedip onlarin arkasina saklanmaktanvazgeçmek, onlarin eristikleri üretkenlik düzeyinde ilimleri Allah'in ihsan ettigi yenisartlar altinda, kaldigi yerden tekrar baslatmak, yeniden ihya etmek zorundadir. Ancak busekilde modernizm bozunumu ile gelenekçilik taasubu arasindaki anlamsiz sikismadankurtulabiliriz. kaynak: Sinan Balci, Anadolu dergisi |